gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



WDYD YU Expedition Report Episode IV

WDYD YU Expedition Report Episode IV - (1.10.2005)

WDYD YU Expedition Report Episode IV
5.Gün: Saat 23:00, bu sefer telefonu uzağa asmıştım, kapatmam için uyanmam gerekiyor. Yalnızca bir saat uyudum, gözlerim yanıyor. Neyse kalkıyoruz ve hemen yemek için hazırlanıyoruz. Hafif bir yemek, sıvı hazırlayalım derken saat 01:00'ı buluyor. Çantalarımızı hazırlayıp, son kontrolleri yapıyoruz. Enginler de hazır olunca saat 02:10 gibi yürüyüşe başlıyoruz, grubun tavşanı benim. Yolda Sercan'la midelerimiz kaynamaya başlıyor, yürüyüş öncesi yemek yemenin cezalarını çekmeye başladık bile, hemen birer mide ilacı alıp devam ediyoruz. O sırada Fatih: "yine arazi vitesine taktınız" diyor ama biz mide kaynamasından algılayamıyoruz, taaa ki 2800'e varana kadar. Saat 03:25, bir önceki gün bir buçuk saatte çıkıpta, "çantalarla burayı iki saatte ancak çıkarız" dediğimiz mesafeyi 1 saat 15 dakikada çıkınca gereksiz hız yaptığımızı anlıyoruz. Ay batıp da güneş doğana kadar arada kalan bir saatlik karanlık sürede saçma sapan bir yerde olmak istemediğimizden artık daha yavaşız. Zaten artık önceden açılmış bir iz de kalmadı. Üçgen prizmanın solundan gidiyoruz ancak tam kenarından değil. Kulvarın ortasındaki kayaları hedef alarak bir bir ilerliyoruz ancak bir anda hedefsiz dım tıslak ortada kalıveriyoruz. Yapacak bir şey yok, çığ parkurundayız yan kesemeyeceğimiz için dim dik yardırıyoruz, tabi biz de yarılıyoruz. Kardeşim yardır yardır nereye kadar, sırayla iz aça aça giderken yine bana patlıyor. Bir yerde bacağım gömülüyor duruyorum , "abi burdan sonrası çıkmaz". Zaten bitmişim, Enginlerin gelmesini bekliyorum, Engin gelince soldaki kayalıklara doğru yan kesmek istiyor fakat o da batıyor. O zaman ben de sağa prizmaya doğru yan keseyim deyip, başlıyorum kesmeye daha on adım gitmeden bacağım yine gömülüyor, geri çıkayım derken diğer bacağımıda ilk gireni sıkıştırmak üzere gömüyorum, belime kadar girmişim öyleki sırtımdaki çanta daha fazla girmemi engelliyor. Ayaklarımı kavrayan, kum yığını gibi birikmiş toz kar bana "bu iş buraya kadarmış" dedirtiyor. Önümdeki yığına bakıyorum, üzerinde bulunduğum kütleyi alttan da kesmişiz ve ben buraya saplandım. (Bari üstteki gelse de belden kırsa, fazla uzun sürmez en azından, alttaki giderse bir de kar altında kalıp donmayı beklemek gerekecek :)) Abarttığım kadar da değil , batonları yatırıp üzerine çöküyorum, bir kaç seri hareketle atıyorum kendimi geldiğim yere. Bu arada Fatih sol tarafa yeniden girmiş, fazla batmadan kayalara ulaşıyor, ve kurtuluş. Mola verecebilecek bir yere ulaşıp dinleniyoruz, bundan sonrası nispeten daha az riskli görünüyor. Kitap sağa dönerek prizmanın üstüne çıkıp, Pack kulvarını geçip sol taraftan rahatça zirveye ulaşacağımızı söylüyor. Ancak biz direk sol tarafa doğru yöneliyoruz, zaten yapabileceğimiz bir şey de kalmamış, dağ bizi sola doğru yönlendiriyor. Tükenmişiz artık 5 adım atıp 10 nefes alıyoruz, battığımız bazı yerlerde kayaya vuruyoruz, sırta varınca bir kulvar görüyoruz, Peck zannediyoruz, seviniyoruz biraz, neyse artık sadece kaya tırmanıyoruz. Nispeten daha az riskli diyordum ya, YALAN. 3+,4- derece miks tırmanıyoruz (serbest). "Excalibur kılıcım ol" der gibi "X-15 kazmam ol" deyip dalıyorum kayalara, bir kaç yerde X-15'i öpesim geliyor çünkü bir-iki kere ayaklarım kayıp kazmam üzerinde boşta kalıyorum. Durumum abarttığım kadar kötü olmasa da birazdan daha kötülerini yaşıyoruz. Çıkarken buz yerine kayayı tercih ediyoruz tabiki, ancak kaya da adı kadar sağlam değil. Tırmanış esnasında bir PC kasasının 2/3'ü kadar büyüklükte bir kayaya el atıyorum, elime geliyor, (Bu sefer daha dikkatliyim iki elle asılmıyorum) ben de kaya kardeşten özür dileyerek tekrar yerine iteliyorum. Arkamda Engin var, Ona kayayı göstererek kayanın oynadığını, tutmamaları gerektiğini söylüyorum ve devam ediyorum. O da o noktaya gelince arkasından gelen Sercan'a aynısını söylüyor fakat Sercan o sırada zor bir yeri geçmeye uğraştığı için tam olarak Enginin gösterdiğini görmüyor. Neyse ben sırta çıkmışım kornişleri göçertmeden devam etmeye çalışıyorum. Dinlenmek için duruyorum, arkama döndüğümde kimseyi göremiyorum, bekliyorum. Fazla geçmeden, boşlukta bir şey görüyorum tanıdık geliyor, biraz önce Engini uyardığım kayanın tuttuğum ucu, o nokta da görebildiğim tek şey kayanın havada dönerkenki o ucuydu. Ardından çarpma sesleri geliyor ama taaaaaak tuuuuuuk sesleri arasında aaaaah uuuuuuuh sesleri yok. O sırada havada uçuşan kar ve kaya parçacıklarını görünce dehşete kapılıyorum. (Tam olarak tarif edemiyorum görmek lazım manyak bi manzaraydı). Hemem sesleniyorum: "iyi misiniz? iyi misiniz?" ama manyaklaşmış rüzgardan sesim gitmiyor, tam geri dönecekken Engin'in kafasını görüyorum rahatlıyorum. Sercan'ım partnerim Engin'in tutmaması için uyardığı kayayı söz dinleyerek tutmamış ancak üzerine basınca kaya "freedom of the hills" deyip salmış kendini aşağıya. Böylelikle Sercan faaliyet boyunca düşürebileceği en büyük kütleyide düşürüp rahatlamış oldu, neyseki Fatih hemen ardından değil biraz daha aşağıdan geliyormuş da bu tatsız olay da ucuz atlatıldı, yoksa Fatih kahvaltı için Çukurbağ'a Salim Abi'ye kadar giderdi (Aslında her iki durum da Fatih'e yarıyor). İlerledikçe kafam karışıyor umutlarım tükeniyor, çıkarken "buradan inmek çok tehlikeli Fatihler'le doğu çarşağından inelim" derken "şimdi şu zirveyi bi bulalım sonra çaresine bakarız" diyoruz. Rüzgardan daha az etkilenen bir yerde mola vermek için durup diğerlerini bekliyorum. 3500deyiz, zirveye yalnızca 250metre kaldı. Durduğumuz yerden ilk gördüğümüz kulvarın hatta sonradan gördüğümüz kulvarın da değil bi sonraki, üçüncü kulvarın Peck olduğunu anlıyoruz. Bir dağın tepesi ne kadar karışık olabilir? sorarım size. Dellendim yine, durduğumuz yer Peck zannettiğimiz ilk küçük kulvarın bittiği yerin yanı, kulvarın sonunda ahanda kapı genişliğinde bi kapı var, son şansımız gibi görünüyor, ben gidip bir bakim diyorum. Arkamdan ittiren rüzgara inat ağır ağır gidiyorum. Kapının önü kar birikmiş (büyük ihtimalle korniş oluşmuş), birikintinin üstünde serçe parmağım kadar buz parçaları saplanmış, birikintiye dayanarak kafayı uzatıyorumki inanılmaz bi manzara sağım Kuzey Duvarı solum da yüzeyi tamamen buz kaplamış ahanda 7 derecelik mikis rotası. Kapı beni rüzgarın yardımıyla boşluğa vakumlamak istiyor bende manzaranın tadını fazla çıkaramadan geri dönmek zorunda kalıyorum. Bizimkilere manzarayı izah ettikten sonra bu hava koşullarında kasmanın pek bi getirisi olmadığını düşünerek geri dönme kararı alıyoruz (ama nasıl döücez?). Çıktığımız yerler b.k gibiydi, neyseki inerken o sakat birkaç etaba alternatif bir kulvar buluyoruz. Ancak bulduğumuz kulvarın içi donmuş çarşaktan ibaret. Kramponlarımızı takıyoruz, önce Sercan iniyor iki etaptan oluşan kulvarın ilkini geçtikten sonra ben inmeye başlıyorum. Ortaya vardığımda "pıt" diye baldırıma küçük bir taş çarpıyor, sesleniyorum: "dikkat edin". Kulvar gittikçe daralıyor ve dikleşiyor. Önce yüzüm kulvara dönük iniyorum sonra yukardan birşeyler patırdayınca arkamı dönüp koşmaya başlıyorum. Kulvarın sonuna varınca kendimi kenara atıp kayaya sarılıyorum, arkamdan birşeyler geçiyor. O manyak kaya parkurlarına girdiğimiz yerdeyiz yeniden. Enginler gelene kadar Sercan'la çıkıp kulvarlara bakıyoruz, "neyse şimdi değil ancak sonra gelir kasarız" deyip iniyoruz aşağı. Biz kramponlarımızı çıkarıyoruz, Fatihler kramponla iniyorlar. Artık hiç bir şey umrumuzda değil, çıkarken yusuf yusuf ettiğimiz yerlerden hoplaya zıplaya iniyoruz , gece saplandığım yere bakıyorum "o kadar da kötü değilmiş" diyorum. Aşağının muhteşem manzarasını seyrede seyrede inerken öyle bi kaptırmışız ki bi ara Enginleri görüş alanımızdan kaybediyoruz. Kar kulvarından çıktığımızda rüzgarın gazabına uğruyoruz, esmez olasıca yürütmüyor, zaten hafif adamlarız uçup gidecez. Zor bela kampa varıyoruz, bu erken dönüşten ötürü biraz şaşırıyorlar Gökhan'la Ogeday. Verdikleri kahvenin 40 yıl hatırı var doğrusu zaten çadıra girince de onların verdiği tortellini'yi pişiriyoruz. (umarım doru yazmışımdır) Ne manyak şeydi o öyle, mideler rahat hemen kıvrılıyoruz tulumlara. Çadıra girmeden önce, Fatihlerle ayaküstü faaliyet değerlendirmesi yaparken, inerken düşürdüğü, bacağıma çarpan ufak taşı kastederek "yine boş geçmediniz indirdiniz bi kaç tane" deyince, Fatih: "Oğlum yine alıyoduk kelleni" gibisinden birşeyler söyledi, ben de "abartmayın ayağıma küçük bi tane dek geldi" deyince, Fatih: "Arkanı dönüp koşarken irisinden bi tane bi sağ bi sol yapa yapa, sen kayaya abandığında kafanın dibinden geçti" deyince ben bi an dondum, "hadi ya"....
Öğleden sonra Gökhan'la Ogeday, çadırlarını toplayıp dağ evine inmişler, yarın sabah da yola çıkacaklarmış, biz de onlara yetişip birlikte dönmeyi düşünüyoruz.
Akşam uyanıyoruz, mademki yarın döncez , tüketelim tüketebildiğimiz kadar deyip yemek yapmaya başlıyoruz, önce soğuk tengimizi hazırladıktan sonra günün en baba manyaklığına başlıyoruz. Önce suyu az, süt tozu çok, bol tereyağlı bi patates püresi yapıyoruz, Sercan patates püresinin üzerine kavurduğu bir paket kavurmayı dökerek pürenin anlam ve önemini arttırıyor. "Allahım bu nedir böyle ciğerim yanıyor", dağda ölüm için ikinci manyak sebebimizide hazırladık böylece "aşırı hayvansal yağ nedeniyle kudurma". Daha bitmedi sırada tatlımız var, İrmik Tatlısı. Yağ tükensin diye tatlımıza da doldurmuşuz yağı, ancak yarısını yiyebildiğimiz tatlının ardından ciğerimiz yana yana uyumuşuz.
Son gün: Sabah Fatihler erkenden kalkıp Çamardı minibüsünü yakalamak için dağ evine iniyorlar, biz daha rahatız Ogedaylar'la gitcez.
Bütün gece süren manyak rüzgar tam biz toparlanıp çıkacaz yağmur atmaya da başladı. Kafayı yedik tabi , güç bela toplanıp çadırı topladıktan sonra duran yağış yediğimiz kafalar üzerine cila oldu. Çantalar hala kurşun gibi ağır, normalde
yürürken zorlanıyoruz birde rüzgarın itelemesi yine dellenmemize neden oluyor. Bir-iki normal adım atarken 9-10 kontrolsüz adımla ilerlemek menüsküs olmak için ideal bi durum zaten iki dizim de iflas ediyor. Sonunda dağ evine varıyoruz üzerimizi değiştirip hemen Niğde'ye hareket ediyoruz karnımızı doyurup, muhtar adaylarının muhteşem resimlerini çektikten sonra dönüş yolculuğuna başlıyoruz, dağ da görmediğimiz kadar yağış, tip, vs. ardından 14 saatte sıcak yataklarımıza ulaşıyoruz. Yolculuk sponsorumuz Gökhan ve Ogeday'a teşekkür ederiz::::)))))))

WDYD YU ne demek merak edenler için açıklayalım bari, bol uykulu bu faaliyet boyunca ne zaman Sercan'a ne yapıyoruz diye sorsam "What do you do? yattı uyudu" deyip tulumlara kıvrıldığımız için ekpedisyon şeklindeki bu faaliyete WDYD YU Ekspedisyonu dedik. Dağınız ve tırmanışınız bol olsun,