WDYD YU Expedition Report Episode III |
|
WDYD YU Expedition Report Episode III - (2.10.2005) |
4.gün: Bu sabah hava yine pek güzel görünmüyor, dün akşam gelen bulutlar şimdi tamamen kapatmış gökyüzünü. Biz kalkıyoruz yiyip içiyoruz (ne yiyip içtiğimizi bu sefer söylemicem) ama sabah erkenden kalkıp gidecek olanların horultusunu duyuyoruz :) , neyse onları törenle uğurladıktan sonra çadıra gömülüp uyuma mesaimize geri dönüyoruz, bir süre sonra Engin&Fatih, Ogeday&Gökhan Tekepınarı'na doğru yola çıkacaklarını bildiriyorlar. Bu arada rüzgar da şiddetini arttırıyor, öyleki adamlar giderken haberimiz bile olmuyor. Sercan'a soruyorum napalım diye, malum lafı söylüyor (ne acaba?) biz yine uyumaya devam ediyoruz. Arada bi kalkıp telsizle Fatihler'e ulaşmaya çalışıyoruz ama nafile, yat uyu. Akşama doğru telsizden ses geliyor, Engin. Durumlarını soruyoruz, kampa varmak üzere olduklarını öğreniyoruz, neyse biraz rahatlıyoruz çünkü dışarda hava berbat, üzerime gelen tente uykumun içine etti. Döndüklerinde berbat görünüyorlar, rüzgar çok yormuş, elimizdeki az bi sıvıyı veriyoruz, uyuyacağımıza niye bi şeyler hazırlamadık ki? Enginler hava düzelse bile bugün çok yoruldukları için bu gece zirve denemeyeceklerini söylüyorlar ama yine de hava iyi olursa haber verin diyorlar.
Biz de artık bişeyler yesek diyorum acıktık sanki. Güzelcenek yiyip içtikten sonra saati 00:30'a kuruyorum, ve yine başlıyoruz. "Hava kötü şimdiden çantayı toplamanın anlamı yok, kalktığımızda bakarız düzgünse toparlanır çıkarız" deyip yine kıvrılıyoruz tulumların içine, ama uyumak ne mümkün, insan tüm gün uyuyunca akşam uyuyamıyor tabii. Uyuma uyuma, saat 23:00 gibi uyumuşuz. Gece Sercan'ın dürtmesiyle uyanıyorum ve adama "yat daha 15 dk var" deyince Sercan: "Ne 15 dksı olum saate baksana" diyor. Saate bi bakıyorum ki gözlerim yerinden çıkıyor, "biiiip biiiiip saat 01:30", tamam geçen sene bilinçli bir şekilde saati kapatmaya çalışmıştım ama bu sefer kapattığımı bile hatırlamıyorum hatta rüya mı gördüm nedir? daha 15 dk var diyorum. Havaya bakıyoruz, rüzgar durmuş ve hava ılık ancak hala kapalı, neyse diyoruz zaten geciktikte iyisimi yat uyu, yarın açarsa yarın deneriz.
5.Gün: Sabaha karşıki titreme seansından sonra ılıyan havayla neredeyse öğleye kadar uyuduk. Eh baya bi aç kaldığımıza göre yiyelim bişeyler. Ancak artık ocağı yakmak için çadırın içinde teknik ölçümler ve deneyler yapmak zorundayız, lakin çadırı kurduğumuzda az da olsa kar vardı ancak şimdi etrafta kar yok fakat çadırın altı kar dolu. Dolayısıyla kıçımızın, başımızın altı oyuk oyuk, hatta abartıp çadırımıza küçük İstanbul diyebiliriz, zira İstanbul gibi yedi tepe ve bi o kadar da karışık :). Ocağı ince ayarlarla kurup, yeyip içtikten sonra artık bi çadırdan çıkalım diyoruz. Fatihler'le tırmanış programımızı kesinleştirdikten sonra rotaya bakmak için kamptan ayrılıyoruz. Bu iş iyice ekspedisyon havasına bürünüyor. 2800'e kadar çıkıyoruz (aklimatize çıkışı :)). 1,5 saatte çıkmışız yarın da çantalarla, 4 kişi filan derken 2 saati bulur. Biraz yiyip içip, acıkta rotayı inceledikten sonra ağır ağır geri dönüyoruz. İnerken iki kişinin Sokullu'ya doğru gittiğini görüyoruz, Gökhan'la Ogeday. Gayretleri gözümüzü yaşartıyor:] örnek alın kardeşim, (kardeşim sınıfına başlangıç, gelişim, eğitmen ve kaşarlar da dahildir). Neyse indik kampa, kimsecikler yok Enginler top-rope tırmanacaklarını söylemişlerdi ancak görünürlerde yoklar. Birazdan tam karşıdan bi ses geliyor önce bulamıyoruz sonra zar zor farkediyoruz yerlerini.
Planımız şimdi yemek yemek, sonra da gece erken kalkıp gitmeden bir şeyler atıştırmak. Hafifinden bi yemeğin ardından yatıyoruz, biraz uyuduktan sonra Fatihler geliyor hemen ardından da Ogeday'la Gökhan, onlarla biraz konuştuktan sonra tekrar yatıyoruz ancak nafile yine uyku yok. Bir saat iki saat geçmiyo körolası. Böbreklerde şişti iyice saat 21:30 gibi dayanamayıp atıyorum kendimi, (ç)işimi görmenin verdiği rahatlıkla saat 22:00 gibi dalmışım.
Daha yeni başlıyo...